13 Aralık 2009 Pazar

Ben


Benim gibilere birşey olmaz sokakta gezinirken: ne gündüz-ne gece... öyle bir kabuk edinmişimdir ki kendime, dışarı çıktığımda giyerim sadece... bu kabuk korkutur kavgaları, çalıntılıkları; yaklaştırmaz yanına... Yani dışarıdan zarar gelmez bana.. Bir nedeni daha var aslında.. Korktuğum için belkide.. Öyle safım ki, zarar gelmesin diye sadece dışarıda giyerim o montu.. İçerde çıkartırım.. Evet içeride bir ben varımdır.. Korumasız, açık.. Bu yüzden yorarlar beni, bu yüzden üzülürüm... Belki dışardan gelse koymaz zaten deme anlayışım bundandır.. Çünkü hep içimdekiler incitir beni... Hep orospulara veririm gönlümü... Gönlüm gerçekleri göremez yalandan başka... Onları severim üzülürüm... Kabuğumu sert gören insanlar ona göre davranır.. Arkadaş olurum.. Çıkartınca montumu kardeşim derim... O zaman da kabuğu görmeyenler başlar değişmeye... Üzülürüm... Karşılıksız birşey yapmamaya karar veririm ama karşılıksız insanlarda vardır elbette benim için... Ailem değil ha! Sadece bir kaç kişi.. Bir elin beş parmağını geçmez... Onlarla da bir çizgi vardır zaten; öteye geçmediğimiz içindir bu sürerlilik: geçilince kopar gider...

Ben keskin hatlı kararlar alırım bu yüzden.. Beni kıracak üzecek birşey varsa; kesip-koparır atarım... Anında yaparım bunu; yapmazsam zaten pişmalığını yaşarım.. Kaldı ki hep bir pişmanlık taşır zaten yaptıklarım... Diğerleri benden farklı mı? Hayır, kimse değil... Bir yatırım olarak değerlendirebilince ilişkini, komplekliğinden kurtuluyo formülleri... Çok basit bir denklem ve bir terazi oluyor.

Sınırlarıma geçirdiklerim, heyheyleniyorsa o zaman yapmam gerektiğini bir kere yaparım, tıpkı herşeyi birkez teklif ettiğim gibi. Eğer ısrar ediyorsam ikinci defa; zaten üzülme riskini almıştır yatırım mantığım... Çoğu zamanda yanılmam.. Üzülürüm.. Ama denklemimdeki terazinin olumlu taraflarıda olmuştur olumsuzları gibi.. Dolayısıyla çok üzülmemeye bakarım...

Yalan söylerim herkes gibi ve herkes kadar... Bu huyumu yenmişliğimde vardır aslında, ama onun da montun bir parçası olduğunu anlayınca tekrar almışımdır.

Şimdiki ve son kararım insanlar gibi bencillik üzerine... Olumsuz yönüyle değil, olumlu yönüyle... Mutlu olacağım ne varsa -o her ne boksa- onu tutup atarım cebime... Atmayanlara aldırmam, attım diye konuşanlara da aldırmam...

Bir çok projem var kafamda, yarım bırakıp rafa kaldırmışlığımda vardır birçoğunu ama gerçekleştireceğim artık hepsini..

Ben adamlar eğitirim. Ne kadar küçük görebilirsem kendimi o kadar büyük olduğumu bilirim. Gerekirse bu eğitim için adamı olurum bazıların. Ama bu da bir yatırımdır: riski büyürse çekip gidebilirim..

Oyunlar yaparım çoğu zaman... Ama farkedilen oyunların ötesinde... Oyunu kurduğum kadarı, insanların oyunu yönetebileceğini sandığı kısımdır. Asıl oyunu ise kendisine ait olmadığı anda başlar.. Bu kısma gelen kişi eğitimin son parçasını almış olur. Diplomayı alması ise bana bağlı değildir. Öğrendiğini bana gösterdiğiyle birliktedir.

İnsanları sevmem için bir sebep yoksa neden seveyim... Ama ülkemden daha çok severim dünyayı ve ona her tükürene tükürmek isterim. Tanrıya inanmam gerekmediğinden ötürüdür. Parayı tercih ederim aşka, parayla herşeyi alacağımı bilirim. Samimiyetsiz olur diyenler içinde bir cevabım vardır tabi: o eskidendi, o eskiden...
devamı burada...

12 Aralık 2009 Cumartesi

iphone e-book

08 Aralık 2009 Salı

Detaylar

Gerçeklerin detaylarda gizli olduğuna olan inancım giderek artıyor. Birçok sebep olabilir bunu bana düşündüren.. Ama temelde soru cevaplamak ister gibi yazmayacağım bu yazıyı.. Sizin de düşünmenizi istiyorum şayet vakit ayırırsanız. Tek soru soracağım cevaplamanız gereken ve cevaplarını ise yine siz merak edeceksiniz:

" Dümdüz bir okyanus olur mu? "

devamı burada...

04 Aralık 2009 Cuma

Deneme: Aşk Hadisesi

Günümüzde insanlar değişiyor ve gelişiyor. Fakat daha da önemlisi bu artık çok hızlı bir süreç içerisinde gerçekleşiyor. Öyleyse insan bu hızlılık içerisinde ne tür mutasyonumsuluklara maruz kalıyor, onları ne etkiliyor ve bu etkiler nasıl tepkilere yol açıyor? Günümüz insanının duygu ve düşüncelerini, birazda aşk hayatını irdeleyelim.

I. Oturmayan oturtulmuşluklar:

İnsan değişen dünyanın değişkeni durumunda olmaya itiliyor. Bunu yapmadığı zaman ise problemler yaşıyor (bknz. "eskiden böyle değildi, artık değir değişti"). Dolayısıyla gel-gitlerle süren bu duruma adapte olmaya, sürekli dönen bu ekmek teknesinin içinde yoğrulmaya bırakıyor kendisini.. Bu bırakmışlık sürecinde ise popüler kültürün öğelerine merhaba diyor. Bir dizi filmde geçen sözü sevip benimsiyor, vitrinde gördüğü bir çantayı beğenip arzuluyor yada tam aksine bunun karşı örneklerini veren tarafı benimseyip onu örnek alıyor. Sonra ne mi oluyor?
Kutuplara ayrılmış zihniyetler sokaklarda dolaşırken birbirlerini tanımlıyorlar. Yaptığı şeylerin doğru olup olmadığını sorgularkende basit bir mantık hatası yapıyor insan ve şöyle düşünüyor. Ben şuanki gibi olmaya devam etmezsem karşımdaki gibi olacağım. İkiside birbirine o kadar zıtki.. Dolayısıyla girilen bu yolda kavruluyor. Fakat ünlü bir düşünürün de söylediği gibi "moda o kadar kötüdür ki her yıl yenisini yapmak zorunda kalırlar". İşte bu her yılki farklı adaptasyon süreçleri arasında insanın aldığı öğeler oturmuyor ve sistem kendi arasında hatalar çıkarıyor. Bu hatalar aslında bir bakıma iyi. Çünkü şu ortaya çıkıyor: "Aynı gibi gözüküp aynı olmayan insanlar varmış!" (bknz. sen dıştan sert görünüyorsun ama aslında için yumuşacacık).
Yani oturduğu sanılan birçok oturtulmamışlık taşıyoruz. Bu ise gariplikleri olduğunu düşündüğümüz insanlara işaret ediyor. Bu iyi mi? Bir bakıma evet. Çünkü dünyanın sıradanlığını kendi içinde çökertecek bir ışığın olduğunu gösteriyor.

II. Birinden hoşlanma ve devam süreci:

Sözü geçen oturmamışlık süreci içerisinde sokakta gariplikler hissediliyor. İçi-dışı bir olmayan insanlar olduğunu düşünen taraftaki, karşısındaki tarafa yöneliyor. Neden? Merak ediyor, bilmiyor. Aslında aynı mantık kendi tarafındakiler içinde geçerli.. Aynı tarafta olduğunu sanıp farklı özelliklerine şahit olunan kişi içinde bir merak süreci oluşturuluyor. Çünkü bu seferde tanımlıyamıyor. Yani bu örneklemelerin hepsi şu şekilde düşünülebilir. Kim her ne tarafta olursa olsun, her sezon başında yeni bir bebek gibi etraftakileri anlamaya çalışıyor. Duygusallığın artması da bu yüzden. Çünkü tıpkı bir bebek gibi ilgi çekmek istiyor insan. Bayanlar ne istediğini bilmeden birşeyler söylüyor.. Neden çünkü tek istediği ilgi.. Bir bebek gibi. Çok ilgi gösterince de bunalıyor. Yani yine bebek.. Erkek tarafında ise durum yine değişik değil. Sadece belirli kıstaslar farklılaşıyor. Örneğin erkek kıskançlığını belli ediyor. Neden? Çünkü oyuncağı elinden alınıyor sanıyor. Eline verilince oyuncağı susuyor, kesiyor zırlamayı. Bu ve bu tarz örnekler bolca verilebilir elbette. Peki ilk çıkan o kıvılcımdan -ilgiden- sonra ne oluyor. Süreç nasıl değişiyor?
Karşısında bilmediği özelliğini keşfettiği kişinin mantığını çok irdeliyor. Yani "bu şöyle tamam da, bu nasıl böyle oluyor öyleyse.." diye soruyor kendi kendine. Bu sorgulama sürecinde karşısındakine ondan hoşlandığını belli ediyor ve bu sorgulamayı onada hissetiriyorsa, karşısındaki kişi ister istemez güvenlik kalkanlarını devreye sokuyor ve gözükmeyen ama filmlerden aşina olabileceğimiz görünmez küreyi araya sokuyor. İşte kırılma noktası burası. Bundan sonra yol ikiye ayrılıyor:
a) Kalkanlarla araya giren soğukluğu hissedip uzaklaşmak,
b) Kalkanları farkedemeyip, kalkanla gelen değişik davranışları da o insana aitmişçesine değerlendirip, işleri içinden daha da çıkılmaz hale getirmek.
Genellikle "b" şıkkını tercih edenler bir kaç ay veya daha uzun bir dönem bu sorgulamayı devam ettiriyorlar. Daha sonradan acı çekme olasılıklarıda yükseliyor. Fakat "a" şıkkını işaretleyen arkadaşların eline bir şans geçiyor. Karşı tarafın bilinçaltına giden mesaj şu olursa tabii: "kalkanların devrede lakin benim için çokta çekici değilsin." Eğer bu mesajı alırsa ki bunun için hiç bir çaba sarfetmemek gerekiyor. Bir ilişki başlayabiliyor. Aksi takdirde ileriki zamanlarda karşılaşılırsa kopuk bir enerji hissedilip "merhaba canım, nasılsın ya uzun zaman oldu görüşemedik yahu" muhabbeti yapılıyor.
Not: ilişkiden kasıt sevgili olmak manasında değildir. Arkadaş olma veya iyi arkadaş olma veya sevgili olma manaları yüklenmiştir. Temel gösterge bir ilişkinin olması ve birşeyler paylaşılması.

III. İlişkinin aşka dönüşmesi durumu:

Bilinmesi gerekir ki aşk için aslında tek denetlenebilinebilir yolun gidişatınızda bir değişiklik olup olmaması durumudur. Şu şekillerde görülebilir:
a) İştahsızlık veya aşırı iştahlılık,
b) Konuşkanlık veya suskunluk,
c) Bakımlılık veya salıverme,
d) Birşeylerin ilk(ler) olarak yapılması, vb.
Genelde ilk 3 görünme durumu tam olarak bir belirti işareti grubuna girer. Fakat "d" şıkkı çok önemlidir. Çünkü insan bunu henüz gerçekleştireceğinden ötürü yaşadığı anda hisseder ve diğerleri gibi algısız gözükemez. Yani kişinin kendisi tarafından direk algılanır. İşte tam da bu yüzden, bu şık üzerinde yoğunlaşmakta fayda var. Çünkü bu aslında aynı zamanda bir uyarı işaretidir. Bünye (mantık ve hormonlar) "evladım dikkat et bak düşüreceksin" der. Kastettiği resmedilmiş ve bombeli "V" harfine benzeyen, "kalp" olarak tanımlanan (bknz. kalbim kırıldı) ağır düşünsel bütündür. Temel olarak beyninizdeki nöronları (beyin hücreleri) ve birbirleri arasında bağlantı kurmanızı sağlayan köprüleri ele geçerir ve herhangi bir an bu alakasız biryerde önceki sebepler hasebiyle düşünmenize (*o'nu) sebep olur.
Gelgelelim bu işten yırtmak yada "yok canım yan cebime koy" yada "kalsın ben almıyım" diyebilmek zordur. Çünkü tüm vücudun kontrol mekanizmasını etkileyen ve tamamen büyüsel aksiyonlar içeren bir durumdur. Şimdi genelde ilk olarak yapabileceğiniz şeylere örnekler sunalım da fikir edinelim:
a) kulak deldirmek, dövme yaptırmak, saçı marjinal bir renge boyatmak,
b) araba, motor, cep telefonu, vb. yeni şeyler satın almak,
c) ay sonunu düşünmeden para harcamak,
d) buz pateni, bungee-jumping, paraşüt, vb. ehli olmayanın cesaret edip yapması güç olan sporları denemek,
e) elbiseyle suya atlamak, otobüste seviyorum diye bağırmak gibi ilgi çekme amacı güden şeyler yapma, vb.
Dolayısıyla bunların geri dönüşü olsa bile ruhsal ve bedensel olarak muhtemel zararlar verebilecek eylemler olduğunu düşünerek uyarmakta fayda vardır. Tabii ki ilk defa yeni birşeyler yapmanın ve yaptıktan sonra bunu birileriyle paylaşmak istemenin verdiği keyif bambaşkadır (bknz. "baba baba bak nah yapıyorum ehehe").
Bu şekilde sunulan yollarda ne derece etkili olduğunuzu tam kestiremeden ilerlersiniz.

Sonuç olarak hızlı dünyanın oluşturduğu bilince, bunun insandaki etkisine ve tepkimelerine baktık. Duygusal ve düşünsel zekanın sularına girdik çıktık. Umarım bildiğiniz birşeyler olsada farklı birşeyler gösterebilmişimdir. Çünkü aslında her ne kadar itiraf edemeskte kendimize yaratılmış iki taraf -iki sınıf- içinde bocalayıp duruyoruz. Her ne kadar büyümekle ilgili bu tarz durumların değiştiğini düşünsekte olmadığını farkediyoruz. Çok ileri seviyede deneyimler için zaten bir geçmiş hikayesi olarak değerlendirilebilecek bu bilgiler bütünü, aslında tam da bu noktada sıyrılarak buradaki anı yaşayanların bir küçük el haritası olacağını biliyorum. Açıp açıp okuyunuz efendim. Yanılmayınız, gereksiz düşünmeyiniz.

devamı burada...

12 Kasım 2009 Perşembe

Şiir: Yürüdüm...


Aklım çok karışıktı bugün..
Düşünceli ve bir o kadarda yorgundum
Güzel bir güneş tepemde
Yürüdüm öylesine...

Yürürken düşünmek ne güzel
Böyle yönü tutturamamak
Bir de o hafif yorgunluğumla birleşince
Gülmek sebepsiz yere..

İnsanları, arabaları izledim yürürken
Koşuştumayı çeken bir kamera gibi
Yüzümde yine o anlamsız tebessüm
Çekilenleri izleyen yönetmen edası

Sonra eve geldim, uzandım koltuğuma
Son bir kez telefonuma baktım
Gözlerimi yumdum, uyudum
Anlaşılan o ki yürümekten mutluydum..

Yiğit KIRCA
20:05 (GMT+01:00)
12.11.09
Montpellier, FRANSA

NOT: Öyle hepsi özel olsun diye bi takıntım yok yazarken... Bittikten sonra düşündüm gereksizmi bugün yaptıklarımı şiir gibi anlatmam diye... Gereksiz değil gibi geldi... Öyle işte :)
devamı burada...